Bu bir defterdir

Ekim 27, 2009

Yazmaktan korkmak

Filed under: Hava Su ve Ben — resepsiyon @ 6:49 pm
Tags: ,

Aylardır bu adresteyim. Başka adreslerde de varım. Ama hiçbirinde doğru dürüst varlık göstermiyorum. Sanki yazacak olsam, o çok değerli, çok nadide cümlelerimi tüketeceğim korkusu yaşıyorum en çok. Zamansızlık, ikinci sırada yer alıyor. Mutsuzluk, bezginlikse en tanıdık duygum artık. Yazarsam biter mi cümlelerim?

Yazmaktan korktuğum anlarda sahneler getiriyorum gözümün önüne. En mutlu olduğum an’ların sahneleri mesela… Hımm… İşte burada oturduğum an, çok mutluydum. Bu şemsiyenin altında. Kulağımda mp3 çalarım, saatlerce aynı şarkıyı çalarken, hava sıcacıkken ve biraz rüzgar varken ve deniz karşımdayken. Son mutluluklarımdan bi tanesi. Hâlâ o an’ı geri çağırdığımda mutlu olabiliyorum. Etkisi geçmemiş daha.

Başka? Başka an’lar da bulmalıyım hemen. Bebeğimin doğumu! O an’ı ömrüm boyu unutamam. Söyleselerdi inanmazdım, abartı derdim. Ama bebeğimi kucağıma verdikleri an’ı tarif bile edemiyorum. O an hissettiğim duygunun tarifi yok gibi. Bak işte, bunu becerebilirsem, cümlelerimin bitmesinden korkamama da gerek kalmaz!

Ama bir de ondan az öncesi var. Hamilelik dönemim. Genel olarak rahat ama sevimsiz bir hamilelik dönemiydi benimki. Hamile olmayı sevmedim. Bedenimin onca şişmesini, kilo almayı, su toplamayı ve çeşit çeşit ağrıyı sancıyı sevmemiştim. Duygusal bir hamile de olmamıştım ayrıca. Tüm duygusallığıma rağmen! Neyse, doğum iznine ayrılmışım… Evde yalnızım ve yapacak işim yok… Önümde DVD’ler… Yediğim önümde yemediğim arkamda… Bir bütün günü Zeki Demirkubuz izleyerek, yiyerek, içerek aynı kanepede geçirmiştim. O gün bugündür, öyle bir keyfi bir daha yaşayamadım.

Eylül 22, 2009

mutlu an’lar

Filed under: Gündemim — resepsiyon @ 2:22 pm
Tags: ,

Tatilden yeni döndüm. Döner dönmez de şahane haberler aldım:

İki arkadaşım, aşkından ölüyormuş. Hele bir tanesi o kadar ölüyormuş ki, aşkı yüzünden aylardır üzerinde çalıştığı projeyi bile şöyle hatırlıyor: “Ne yazması, ne projesi yahu, biz bayramdan sonra sevgilimle tatile çıkıyoruz!”

Bir arkadaşım, merakla beklediğim kitabını tamamlamış, bana print out yollamış.

Mayıs 5, 2009

Hamam

Filed under: Gündemim — resepsiyon @ 11:32 am

Allah’ım! Ne güzel şey temizlenmek!!!!
Pazar günü hamama gittik.
Sabahın 8 buçuğunda. İçerde kimse yok. Bi biz, bi de göbek taşı. Peştamellerimizi de aldık; terledik, terledik… Önce birbirimizden utanıyorduk, fakat sonra, az evvel içerde iç çamaşırlarıyla oturan bir kadının yüzüne ağda yapan iri yarı kadın keseye gelince… Baktım, aman aman o da ne? Çıplak bir kadın, elinde keseyle bana doğru geliyor! (Az evvel giyinikti!) “Ben kendi kesemi versem?” dedim, “Kesen güzelse olur yavrum” dedi. Ama yok, benim kesem kadının baş parmağına ancak olurdu; hemmen sakladım o zavallı keseciği. Zaten çıplağım, bir de üzerime güldürtmeyeyim kadını. Neyse, yattım göbek taşına. “Benim cildim hassastır, kızarır, kabarır çabucak” dedim, “Acırsa söyle,” dedi. Of of… “Epeydir gelmiyordun galiba keseye” dedi sonra da!!!! “Eee, yok, kocam keseliyor da!”
Arkasından köpük masajı…
Arkasından sıcak – soğuk sularla yıkanmalar, arınmalar…
Arkasından Cihangir’de enfes kahvaltı….
Arkasından kızı da alıp bağ bahçelik yerde kahve ve salıncak…
Hayat bazen güzel olabiliyor!
Bundan böyle on beşte bir hamamdayım. Gittim, bi tane daha peştemal aldım; sefam olsun!

Mayıs 1, 2009

1 Mayıs, kek, ev hali…

Filed under: Gündemim — resepsiyon @ 11:27 am
Tags: ,

Fırında çikolatalı ahududulu kek pişiyor. Bıçağı batırdım az evvel, daha pişmemiş. Sabah nevresimler değişti; bi makine renkli yıkandı, balkona asıldı. Yatakodası – çocuk odası süpürüldü; mutfak temizlendi. Kıza öğle yemeği hazırlandı -kafadan atmasyon: Kıyma, soğan ve domates kavrulur. Uzunlamasına kesilmiş havuçlar ve iri iri doğranmış kabaklar eklenir. Biraz daha kavrulur. En sonunda da arpa şehriyeler ve kaynamış su eklenir; pişmeye bırakılır. Ev yoğurdu ılıması için erkenden çıkarılmıştır zaten…. Kız, öğle yemeğini yer. Bir lokma yer on laf eder. Her lokmadan önce baş, 3 – 5 kere sağa sola çevrilir. Annenin sabrı sınanır. Kız, öğle uykusuna yatırılmadan hemen önce, kek hazırlanır. Ama daha da önce, 8 – 10 yıl öncesinden kalma İngilizce defteri aranıp bulunur. Tesadüf, o deftere bir arkadaş tarafından yazılmış olan kek tarifi bir kez daha okunur. Kek fırındayken hızlıca bir kahve hazırlanır. Kızın pijaması ve battaniyesi odasından alınır; ışığı her zaman çok güzel olan yatakodasına geçilir. Kız, dudaktan öpülür; yastığa yatırılır. Kucağa, 365 güne 365 tatli tarifinin yazıldığı kitap alınır ve uzun uzun resimlere bakılır, tariflerden kolay olanı seçilir -zor zamanlar için. Bir de aşçıyı davet edeceğim zaman biraz sükse yaratabilmek için!!!!

Kız uyur. Evin kalanı toz içinde bekler. O uyurken bilgisayar açılır; bir iki mail okunur, bir iki mail yazılır. Kocaya, sonu “gözlerinden öperim” diye biten bir mesaj atılır. Zaten gün içinde ara ara açık olan televizyon bir kez daha açılır: DİSK, Taksim’i kontrollü olarak terk ederken…

Niyeyse her şeye ağlar oldum. 1 Mayıs’ın 31 yıl sonra tekrar Taksim meydanında kutlanmış olması çeşitli açılardan ağlanacak bir olaydır tabii ama ya çocuk şarkıcılara da ağladığımı söylesem? Dün gittiğim cafede kahveden başka her şeye benzeyen kahveye itirazlanırken bile ağlayasım geldi.

Fırına bakmalıyım…. Komşuyu çağıracağım kahveye. Dün bomba bir olay yaşamış işyerinde; uzun uzun anlatmak istediğini söylemişti…

Nisan 30, 2009

Başlıyorum!!!

Filed under: Kimsin Sen — resepsiyon @ 12:13 pm
Tags: , ,

Bu sayfada yazdığımı bir tek sen biliyorsun şekerim. Çenemi tutamayıp sana kullanıcı adımı söyledim. Ama bu bilginin, yani kimliğimin aramızda kalacağına eminim. Çünkü bu sayfaya başka hiçbir yerde etmediğim lafları etmek için ihtiyacım var.

Peki. Beni tanımayanlar için, ben kimim?

Bir çocuk annesiyim. Okumayı ve de yazmayı severim. Çok sosyal değilim ama çok insan tanırım. Günün bir iki saatini kendime ayırmazsam ölürüm. Şu sıra, ölüyüm. Çünkü benim kız, bana yapışık yaşıyor. O bana yapıştıkça ben daralıyorum, ben daraldıkça o bana yapışıyor. Bir kitapta okumuştum; çocuğu iterseniz, size öncekinden daha şiddetle yanaşır diye… Aynen de öyle oluyor. Fakat hep diyorum, yine diyeceğim: Ben beceremedim sakin bir anne olmayı. Bazı anneler var görüyorum; sanki ezelden beridir anne onlar! Hayatlarına doğallıkla katmışlar veletlerini, yaşayıp gidiyorlar. Ben öyle olamadım. Süklüm püklüm, sürünüyorum… Bir hafta iyiysem, diğer hafta kötüyüm. Dahası, her akşam başımı yastığa koyduğumda aynı cümleyi tekrarlıyorum: BUGÜN BAŞARAMADIN AMA YARIN YENİ BİR GÜN. YARIN TEKRAR DENERSİN. Aylardır böyle gidiyor bu. Elbette destek alıyorum. Bazen annemden, bazen kocamdan. Yetmedi, terapistimden. Fakat bunların faydası anlık oluyor. Daha temelden bir şey yapmalı. Kocadan ve anneden ‘yardım’ istemek, zaten dünyanın en yorucu işlerinden bi tanesi. Herkesin işi gücü var, değil mi? Senin işin gücün n’oldu bu arada? Bırak işi gücü, tırnakların batık doldu, saçların dökülüyor, göbeğinle bile barıştın!

Ramak kaldı. Bir adım sonra ev kadınıyım. Ev kadınlarını küçümsediğimden değil -30 yaşımdayım, bu yaşıma kadar sokakta çalışmaya alıştığımdan. Ev içi emeğin, görünür bir emek olmadığını düşündüğümden. Maalesef insanı en yıpratan, en nankör işlerden biri olduğunu bildiğimden. Ve bir değer ürettiğime ikna olamadığımdan. Tabii! İnsan yetiştiriyorum nihayetinde ben de. Ama yetmiyor. Ne kötü bir laf ettim böyle! YETMİYOR. Çünkü bir de ben varım. Fakat akşama kocama nohut pişireceğim; sabah söylediğimde başladı ağzının suyu akmaya. Kıza balık, eve süpürge, çiçeklere su… Öldü çiçeklerim balkonda. Günlerdir su bekliyorlar benden.

Fakat işte, benim daha temel bir şeye ihtiyacım var. Hayatımı kabullenmeye ve bu yeni hayat üzerinden yeni bir plan üretmeye ihtiyacım var.

Önerisi olan?

Theme: Rubric. WordPress.com'dan blog alın.

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.