Fırında çikolatalı ahududulu kek pişiyor. Bıçağı batırdım az evvel, daha pişmemiş. Sabah nevresimler değişti; bi makine renkli yıkandı, balkona asıldı. Yatakodası – çocuk odası süpürüldü; mutfak temizlendi. Kıza öğle yemeği hazırlandı -kafadan atmasyon: Kıyma, soğan ve domates kavrulur. Uzunlamasına kesilmiş havuçlar ve iri iri doğranmış kabaklar eklenir. Biraz daha kavrulur. En sonunda da arpa şehriyeler ve kaynamış su eklenir; pişmeye bırakılır. Ev yoğurdu ılıması için erkenden çıkarılmıştır zaten…. Kız, öğle yemeğini yer. Bir lokma yer on laf eder. Her lokmadan önce baş, 3 – 5 kere sağa sola çevrilir. Annenin sabrı sınanır. Kız, öğle uykusuna yatırılmadan hemen önce, kek hazırlanır. Ama daha da önce, 8 – 10 yıl öncesinden kalma İngilizce defteri aranıp bulunur. Tesadüf, o deftere bir arkadaş tarafından yazılmış olan kek tarifi bir kez daha okunur. Kek fırındayken hızlıca bir kahve hazırlanır. Kızın pijaması ve battaniyesi odasından alınır; ışığı her zaman çok güzel olan yatakodasına geçilir. Kız, dudaktan öpülür; yastığa yatırılır. Kucağa, 365 güne 365 tatli tarifinin yazıldığı kitap alınır ve uzun uzun resimlere bakılır, tariflerden kolay olanı seçilir -zor zamanlar için. Bir de aşçıyı davet edeceğim zaman biraz sükse yaratabilmek için!!!!
Kız uyur. Evin kalanı toz içinde bekler. O uyurken bilgisayar açılır; bir iki mail okunur, bir iki mail yazılır. Kocaya, sonu “gözlerinden öperim” diye biten bir mesaj atılır. Zaten gün içinde ara ara açık olan televizyon bir kez daha açılır: DİSK, Taksim’i kontrollü olarak terk ederken…
Niyeyse her şeye ağlar oldum. 1 Mayıs’ın 31 yıl sonra tekrar Taksim meydanında kutlanmış olması çeşitli açılardan ağlanacak bir olaydır tabii ama ya çocuk şarkıcılara da ağladığımı söylesem? Dün gittiğim cafede kahveden başka her şeye benzeyen kahveye itirazlanırken bile ağlayasım geldi.
Fırına bakmalıyım…. Komşuyu çağıracağım kahveye. Dün bomba bir olay yaşamış işyerinde; uzun uzun anlatmak istediğini söylemişti…